Orman Alanı, Kıyı Kenar ve Kamulaştırmamadan Kaynaklanan Bazı Uyuşmazlıklarda Tazminat Komisyonuna Başvuru

Posted on Updated on

Tapusu Orman Alanı veya Kıyı Kenar Çizgisi İçerisinde Kaldığı İçin İptal Edilen Taşınmazlar Bakımından Tazminat Komisyonu Başvurusu

Doç. Dr. H. Burak Gemalmaz

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında orman alanı veya kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapuların herhangi bir maddi karşılık/tazminat verilmeksizin mahkeme kararıyla iptal edilmesi mülkiyet hakkı ihlali olarak görülmektedir.[1] Gerçekten de, orman alanı veya kıyı kenar çizgisi gibi alanlarda kalan özel mülklerin tapularının iptal edilmesi sebebiyle Türkiye defalarca mülkiyet hakkını ihlal etmiştir.[2]

AİHM’in anılan kararlarını müteakip mülkiyet hakkı ihlallerine engel olmak ve 1982 Anayasasının 90/V hükmüne riayet etmek için Yargıtay ulusal hukuk çerçevesinde bir çözüm geliştirmeye çalışmıştır. Bu noktada Yargıtay’ın geliştirdiği çözüm, tapusu orman alanlarında veya kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle iptal edilenlerin Türk Medeni Kanununun (TMK) tapu sicilinin tutulmasından devletin sorumluluğu esasını düzenleyen 1007. Maddesi uyarınca haksız fiil esasına dayalı tazminat davası açmasıdır. Böylelikle AİHM’in aradığı anlamda tapusu iptal edilip Hazine adına tescil edilen taşınmazlar için bir tazminat belirlenmiş olacak ve mülkiyet hakkı ihlal edilmemiş olacaktır.[3]

Tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumluluğu esasına dayanan ve haksız fiil hukukunun uygulanmasını gerektiren bu çözüme göre, tapusu orman alanı veya kıyı kenar içerisinde kaldığı için iptal edilen hak sahibinin 10 yıl içinde dava açması gerekmektedir. Zira kusursuz sorumluluk hallerinden birisi olan ve TMK’nın 1007. maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 125. maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması genel bir esas olarak Yargıtay’ca kabul edilmektedir.[4] AYM’nin de Yargıtay’ın bu yaklaşımını benimsediğini ve tapusu orman alanı veya kıyı kenar içerisinde kaldığı için iptal edilen hak sahibinin tazminat davasını tapu iptalinden itibaren 10 yıl içerisinde açması gerektiği yönünde kararlar verdiği anlaşılmaktadır.[5]

AİHM, Yargıtay’ın tapusu orman alanlarında ve kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle iptal edilenlerin Türk Medeni Kanununun (TMK) tapu sicilinin tutulmasından devletin sorumluluğu esasını düzenleyen 1007. maddesi uyarınca haksız fiil esasına dayalı olarak tazminat davası açabileceği yönünde geliştirdiği bu içtihadı[6] tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu saymakta ve bu yol kullanılmadan yapılan başvuruları kabuledilemez bulmaktadır.[7]

Kısacası AİHM artık tapusu orman alanı veya kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle iptal edilen kişilerin mülkiyet hakkı ihlali iddiaları bakımından, anılan yeni düzenlemeler çerçevesinde başvuru yapılmasını iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunun karşılanması için gerekli görmeye başlamıştır.

Ancak Mart 2016 itibariyle Türk hukuk mevzuatında konuyu ilgilendiren bir gelişme yaşanmıştır. Bilindiği üzere Türkiye bir süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde aleyhine açılmış ve çoğu sistemik insan hakkı ihlali alanlarına işaret eden başvuruları tazminat ödeyerek çözme yolunda bir yaklaşım geliştirmiştir. Bu perspektif doğrultusunda 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’la bir Tazminat Komisyonu ihdas edilmiştir.

Kurulduğu sırada bu Tazminat Komisyonunun temel işlevi, AİHM önündeki makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla ve lehe mahkeme kararlarının icra edilmemesi nedeniyle yapılan başvuruların tazmin edilmesinden ibaretti. AİHM de Tazminat Komisyonunu etkili ve tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak kabul etti ve önündeki derdest başvuruların makul süreye ilişkin kısımlarını kabuledilemez ilan ederek bu Komisyona yönlendirdi.

İnsan hakları ihlallerinin tazminat ödenmesi suretiyle giderilmesinin AİHM tarafından benimsenmesi ve başvuru AİHM önünde derdest olmasına rağmen sonradan ihdas edilen bir iç hukuk yolunun tüketilmesinin talep edilmesi insan hakları teorisi açısından ciddi problemler içerse de, başta iş yükü sorunu olmak üzere pratik sebepler AİHM’in tercihinin bu yönde olmasını yol açmıştır.

6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonunun yetkisi 25/03/2014 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla genişletilmiştir. Bu genişletmeyle Tazminat Komisyonu AİHM önünde kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi ve düşük faiz verilmesiyle ilgili başvurular ile ceza infaz kurumlarında görülen ve AİHM tarafından sistemik ihlal sayılan sorunlara ilişkin başvuruları da almaya başlamıştır.

Nihayet 25/01/2016 tarih ve 2016/8509 sayılı yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla Tazminat Komisyonunun yetkisi orman alanında veya kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı için tapusu iptal edilen taşınmazların bedelinin verilmesine ilişkin mülkiyet hakkı ihlali eksenli başvuruları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir (RG Tarih 09/03/2016, S.29648). Bu genişletmede ayrıca, taşınmazın imar planında kamu hizmetine tahsis edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular ile yine ceza infaz kurumlarındaki sorunlara ilişkin başvurular da yer almaktadır.[8]

Gerçekten de anılan Karar md. 4, “Orman olduğu gerekçesiyle veya 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması nedenlerine bağlı olarak tapu kaydının iptal edilmesi veya kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu tapulu taşınmazın ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular” Tazminat Komisyonunun 6384 sayılı Kanunun 2. Maddesiyle düzenlenen görev alanına dahil etmiştir.

Tazminat Komisyonunun Konu ve Zaman Bakımından Yetkisi Tablosu

Değişiklik Yapılan
Kanun Maddesi
Maddenin Orijinal Hali 16.03.2014 Tarihli Karar 09.03.2016 Tarihli Karar
m.2 Kapsam
(1) Bu Kanun;
a) Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı,
b) Mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği,
iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruları kapsar.
(2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda Ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun hükümleri uygulanabilir.
(3) İdari nitelikteki soruşturmalardan kaynaklanan başvurular hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.
Komisyonun yetkisine giren ihlal alanları
MADDE 4- (1) Aşağıda yer alan ihlal alanları, Komisyonun, 6384 sayılı Kanunun 2 nci maddesi ile düzenlenen görev alanı kapsamına dâhil edilmiştir.
a) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre yapılan kamulaştırma veya irtifak hakkı tesislerinde uzun yargılama ve enflasyonun etkisiyle kamulaştırma veya irtifak hakkı bedelindeki değer kaybının telafi edilmediği iddiasıyla yapılan başvurular.
b) Ceza infaz kurumlarında barındırılan hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin yaptırımlarına karşı başvurulan ve 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununa göre incelenen itirazlarda savunma hakkının kısıtlandığı iddiasıyla yapılan başvurular.
c) Ceza infaz kurumlarında Türkçe dışında dil kullanıldığı gerekçesiyle haberleşme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
ç) Ceza infaz kurumlarında Türkçe dışında yazılan mektup ve benzeri iletilerin kurum idaresi tarafından alınmadığı veya gönderilemediği gerekçesiyle haberleşme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
d) Ceza infaz kurumlarında barındırılan hükümlü ve tutukluların yararlanmak istedikleri süreli ve süresiz yayınların değişik gerekçelerle engellendiği iddiasıyla yapılan başvurular.
Komisyonun yetkisine giren ihlal alanları
MADDE 4-
(1) Aşağıda yer alan ihlal alanları, Komisyonun, 6384 sayılı Kanunun 2 nci maddesi ile düzenlenen görev alanı kapsamına dâhil edilmiştir.
a) Orman olduğu gerekçesiyle veya 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması nedenlerine bağlı olarak tapu kaydının iptal edilmesi veya kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu tapulu taşınmazın ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
b) Kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
c) Taşınmazın imar planında kamu hizmetine tahsis edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
ç) Ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülere verilen disiplin yaptırımları üzerine özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
d) Ceza infaz kurumlarında Türkçe yazılan mektup veya benzer iletilerin ceza infaz kurumu idaresi tarafından alınmaması veya gönderilmemesi üzerine  özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.
m.9 Süre
(1) Bu Kanun, 23/9/2012 tarihi itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaydedilmiş başvurular hakkında uygulanır.
(2) Birinci fıkradaki süre Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca uzatılabilir.
Komisyonun zaman bakımından yetkisi
MADDE 5- (1) 6384 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaydedilmiş başvurular için belirtilen tarih (23/9/2012), altı ay uzatılarak 23/3/2013 olarak yeniden belirlenmiştir.

 

Tazminat Komisyonunun Zaman Bakımından Yetkisi

Akla gelen sorulardan birisi, söz konusu hak ihlallerinin giderimi için Tazminat Komisyonuna hangi süreler içerisinde başvurulacağıdır.

6384 sayılı Kanun md. 5/3-a uyarınca Kanunun ve dolayısıyla Tazminat Komisyonunun kapsamının genişletilmesi halinde başvuru hakkını kazananların, bu haklarını Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazetede yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde kullanabileceği düzenlenmektedir. Buna göre, AİHM’deki başvurusu tapu sicilinin tutulmasından devletin sorumluluğu esasını uyarınca kabuledilemez bulunan hak sahipleri, Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarih olan 09/03/2016’dan itibaren 6 ay içerisinde yani 09/09/2016 tarihine kadar Tazminat Komisyonuna başvurabilir/başvurmalıdır.

Ayrıca, AİHM Tazminat Komisyonunu etkili bir hukuk yolu olarak gördükten ve önündeki başvuruları bu yol tüketilmediği için kabuledilemez ilan ettikten sonra 1 ay içinde de anılan Komisyona başvuru yapmak mümkün olabilecektir.

Nitekim AİHM’in çok yeni kararlarında Tazminat Komisyonu yolunun etkili bir yol olduğunu benimsediğini ve bazı başvuruları kabuledilemez ilan ettiğini görüyoruz. Başvurusu böyle reddedilen kişiler, kabuledilemezlik kararının kendilerine tebliğini müteakip 1 ay içerisinde Tazminat Komisyonu’na başvurmalıdırlar.

Gerçekten de AİHM 7 Haziran 2016 tarihli kararlarıyla orman alanında kaldığı için tapusu iptal edilen taşınmaz bakımından yapılan[9], kadastro sırasında orman alanında kaldığı için tapuya şerh koyulan taşınmaz bakımından yapılan[10] ve nihayet imar planında okul olarak gözükmesine rağmen yıllardır kamulaştırılmadığı ve plan değişikliği de yapılmadığı için işlevsiz kalan taşınmaz bakımından yapılan[11] başvurularda AİHM söz konusu Tazminat Komisyonu yoluna işaret etmiştir.

Bu noktada başvurucunun AİHM tarafından kaydedildiği tarih de önemlidir. Zira 6384 sayılı Kanun md. 9 uyarınca anılan Tazminat Komisyonun zaman bakımından yetkisi 23/09/2012 tarihi itibariyle AİHM’de kayıtlı başvurular bakımından işlevseldir. Gerçi anılan tarih Bakanlar Kurulu’nun 16/03/2914 tarih ve 28943 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kararıyla 23/03/2013 olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, 23/03/2013 tarihinden sonra AİHM’e yapılmış başvurular (ki o tarih itibariyle ilk olarak AYM nezdinde bireysel başvuru yapılmış olması gerekir) Tazminat Komisyonu tarafından incelenmeyecektir.

Tapu Sicilinin Tutulmasından Devletin Sorumluluğu Esasına Dayalı Tazminat Davası Açılması Halinde Tazminat Komisyonuna Başvuru

AİHM’in tapu sicilinin tutulmasından ötürü tazminat davası açılması gerekliliği sebebiyle kabuledilemezlik kararı verdikten sonra başvurucular bu tazminat davasını vakitsizlik, harcı karşılayamamak, varsa mirasçıları bir araya toplayamamak vb. birçok nedenle açmamış olabilir. Bu tip durumdaki kişiler, hiçbir sorun yaşamadan, zaman bakımından yetki kapsamında olduğu müddetçe Tazminat Komisyonuna başvurabilir.

Ancak AİHM’in tapu sicilinin tutulmasından ötürü tazminat davası açılması gerekliliği sebebiyle kabuledilemezlik kararı verdikten sonra başvurucular AİHM’in işaret ettiği bu tazminat davasını açmışlarsa mesele biraz daha çetrefilleşmektedir. Şöyle ki, tazminat davası derdest iken Tazminat Komisyonuna aynı mesele hakkında bir başvuru yapılabilip yapılamayacağı, eğer yapılabilecekse bunun derdest davaya etkisi önemli ve güncel bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

Akla gelen bir başka mesele, orman alanında kaldığı için tapusu iptal edilmeyip şerh koyulan taşınmazlar için yapılan Tazminat Komisyonu başvurusunda hukuki durumun ne olacağıdır. Tazminat Komisyonunun yetkileri arasında tapuların iptal edilip Hazine adına tescili bulunmamaktadır. Nitekim AİHM’in 7 Haziran 2016 tarihinde Tazminat Komisyonuna yönlendirdiği Kemal Alemdar ve Diğerleri kararındaki durum tam da budur.

Ayrıca Tazminat Komisyonunun işlevi, çalışma esas ve usulleri, normalde iç hukukta bir giderim usulü olmayan sistemik hak ihlallerini gidermek üzere kurgulanmıştır. Makul sürede yargılanma hakkı ihlalleri ile cezaevlerindeki ihlaller buna örnek gösterilebilir. Oysa, orman, kıyı ve hatta imar planı uyuşmazlıkları için iç hukukta giderim yolu zaten mevcuttur (tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumluluğu ve kamulaştırmamadan ötürü idari yargıda tam yargı davası açılması) ve AİHM de bu yolları etkili görmektedir.[12] AİHM zaten orman alanı ve kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı için tapusu iptal edilen taşınmazlara karşılık tazminat verilmemesinin mülkiyet hakkı ihlali olduğu yönündeki başvuruları, tapu sicilinin tutulmasından ötürü Devletin sorumluluğu esasına dayanan tazminat davası açılması amacıyla kabuledilemez ilan etmekteydi. Dolayısıyla bu kalemlerin Tazminat Komisyonunun yetki alanına dahil edilmesini anlamlandırmak kolay gözükmemektedir.

Tazminatın Belirlenmesi ve Kıymet Takdiri Meselesi

Tazminat Komisyonunun bugüne kadarki tazminat miktarı performansının çok yetkin olduğunu söylemek mümkün değil. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali başvurularında oldukça cüzi bedellere hükmettiği görülmüştü.

Tapusu orman alanında ya da kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı için iptal edilen taşınmazlar bakımından açılan tazminat davaları asliye hukuk mahkemelerinde görülmektedir. Bu davalar sırasında hakimler kıymet takdiri amacıyla bilirkişi raporu almaktadır. Dolayısıyla tazminat miktarı konusunda ortada bir bilirkişi raporu bulunmaktadır. Üstelik, tarafların bu rapora itiraz etme ve emsal sunma gibi çelişmeli yargılamanın çeşitli avantajlarından faydalanma imkanı da bulunmaktadır. Nihayet, tazminat davası neticesinde sonuçtan memnun olmayan tarafın temyize gitme hakkı da bulunmaktadır.

Tazminat Komisyonu önündeki başvurularda uyuşmazlık konusu taşınmazın kıymetinin (yani tazminat miktarının) nasıl belirleneceği meselesi belirsizliğini korumaktadır. Komisyon önündeki başvuruların kıymet takdiri için bilirkişiye gönderilip gönderilmeyeceği hususunda mevzuatta bir açıklık bulunmamaktadır; uygulamada da bir sistem geliştirilmiş değildir. Tazminat Komisyonunun bir üyesinin Maliye Bakanlığından geldiği düşünüldüğünde belki kıymet takdiri işinin söz konusu üye tarafından yapılacağı düşünülebilir. Diğer yandan Tazminat Komisyonunun bugüne kadar mülkiyet hakkı ihlalleriyle ilgilenmediği, görece düşük tazminatlar verilen makul süre ve cezaevlerindeki hak ihlallerine odaklandığı göz önünde bulundurulduğunda, tapusu iptal edilen taşınmazların bedellerinin hesaplanmasında güçlük yaşayacağı öngörülebilir.

Bu durum, hak sahiplerinin Tazminat Komisyonu yerine tapu sicilinin tutulmasından devletin sorumluluğu esasına dayanan tazminat davası açmayı tercih edeceklerine işaret etmektedir.

Dahası, Tazminat Komisyonunun kararları klasik temyiz/istinafa tabi olmayıp Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraza tabidir. Ankara Bölge İdare Mahkemesinin kararı da tatmin etmezse, kalan tek yol AYM-AİHM bireysel başvurudur. Hal böyle olursa, yani Tazminat Komisyonunun layıkıyla kıymet takdiri yapmayıp Devleti korumaya çalışması, işlevinin bir göz boyamaktan ibaret kalmasına yol açacağı gibi aslında bireysel başvuruları azaltmak olan varlık sebebiyle de çelişecektir.

Nitekim AİHM Tazminat Komisyonunun tapusu orman ya da kıyı kenar alanında kaldığı için iptal edilen taşınmazlar bakımından tüketilmesi gereken bir başvuru yolu olduğunu benimserken, verilecek tazminatın düşük olması durumunda başvurucuların mağduriyetinin devam edeceğini ve AİHM başvuru yolunun kullanılabileceğini özellikle vurgulamaktadır.[13]

AİHM’e göre orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle el atılan ve tapusu iptal edilen taşınmazlar karşılığında verilmesi gereken tazminat miktarı, taşınmazın piyasa değerine yakın olmalıdır. AİHM’e göre, değerine makul oranda yakın bir tazminat verilmeden mülkiyete el atılması ölçüsüz bir müdahale teşkil eder. Kural olarak, el atılan malın, el atma anındaki piyasa değerine karşılık gelen veya ona yakın bir tazminatın ödenmesi beklenir.[14]

Kısacası, tazminat yükümlülüğünün Devletçe yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesinde “malın değerine makul oranda yakınlık” ölçütü dikkate alınmaktadır. Taşınmazın piyasa değerine karşılık gelen bir tazminat miktarının ödenmemesi, mülkiyet hakkı sahibinin “kişisel ve ağır bir külfet” taşıması sonucu doğurmaktadır. Bu durumda mülkiyet hakkına el atmalarda sağlanması gereken adil denge kurulamamış olur ve mülkiyet hakkı ihlal edilir.[15]

AİHM, önüne gelen benzer başvurularda, başvurucuların taleplerine doğrultusunda hemen her defasında, tapusu iptal edilen taşınmazların piyasa değerine yakın bir tazminat vermiştir. Orman sınırları içerisinde kaldığı için tapusu iptal edilen taşınmazlar bakımından AİHM’in verdiği tazminatlar o kadar yüksektir ki, genellikle mülkiyet hakkının ihlalinin tespit edildiği ilk kararda değil, ikinci ve ayrı bir kararla söz konusu tazminatlar hesaplanmaktadır.

Bu konudaki ilk örneklerden olan Turgut davasında Avrupa Mahkemesi, Kandıra’daki arazi için, tapunun iptal edildiği değil kararın verilmesinden 1 yıl önce kıymet takdirinin yapıldığı 2008 yılı tarihi itibariyle 45 dönüm tarla vasfındaki arazi için tam 1.350.000 Euro tazminata hükmetmiştir.[16]

Daha yakın tarihli bir dava sonucunda verilen Ahmet Nuri Tan davasında Mahkeme, kıymet takdirinde tapusu iptal edilen 20.375 m2 arazinin güncel değerini baz alarak toplam 1.025.100 Euro tazminata hükmetmiştir.[17]

Benzer şekilde AİHM, Uskumruköy/Sarıyer’de 25 dönüm tarla vasfındaki arazi için yine 980.000 Euro tazminata hükmetmiştir.[18]

Yine Temel Conta kararında AİHM, İzmir Kemalpaşa’daki 29.429 m2’lik (29,4 dönüm) arazi için 750.000 Euro tazminata hükmetmiştir.[19]

Kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı için tapusu iptal edilen taşınmazları ilgilendiren başvurularda da AİHM, hemen her defasında tapusu iptal edilen taşınmazların piyasa değerine yakın bir tazminata hükmetmiştir. Örneğin Tuncay davasında AİHM, Hükümetin kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan taşınmazların piyasa değeri olmayacağı yönündeki savunmasına itibar etmemiş ve taşınmazın piyasa değerini araştırarak 2006 tarihi itibariyle 200.000 Euro tazminata hükmetmiştir.[20]

Tozkoparan davasında Avrupa Mahkemesi, Marmara Ereğlisinde bulunan ve iki parselden müteşekkil yaklaşık 2000 m2 taşınmazların tapularının iptalinden ötürü 290.000 Euro tazminata hükmetmiştir.[21]

Yine Marmara Ereğlisi sahilinde bulunan bir taşınmazın tapusunun iptal edilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine dair bir başka davada AİHM, 2220 m2lik taşınmaz için, büyük ölçüde karardan yalnızca 1 yıl önce özel bir firmanın yaptığı değerleme raporu temelinde, toplam 100.000 Euro tazminata hükmetmiştir.[22] Bu karar bakımından vurgulanması önemli husus, tazminat belirlenirken AİHM’in taşınmazın dava tarihi olan 2004 yılındaki piyasa değerini değil, değerleme raporunun hazırlandığı 2009 yılındaki piyasa değerini kendisine ölçü almasıdır.

Karakuş davasında davacının Tekirdağ sahilinde bulunan ve tapusu iptal edilen toplam 289 m2lik arsalar için AİHM’in uygun gördüğü tazminat miktarı tam 120.000 Eurodur.[23]

Görüldüğü üzere, orman alanı veya kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan taşınmazlar için Avrupa Mahkemesince benimsenen kıymet takdirinde arazinin büyüklüğü, konumu, emsaller ve karar tarihindeki güncel değeri dikkate alınmaktadır. AİHM ayrıca başvurucu tarafından yaptırılan özel kıymet takdirlerini de göz önünde bulundurmaktadır. AİHM’in içtihatları bu konuda nettir.

Türk Anayasa Mahkemesi de çok yakın tarihli bir iptal kararında kamulaştırmada gerçek değerin verilmesini engelleyen “kamulaştırma tarihi” ibaresini iptal etmiş ve böylelikle güncel değerin tazminat bedeli olarak belirlenmesinin önünü açmıştır.[24] Bu karar kıyasen mülkiyet hakkına yapılan bütün yoksun bırakma tipi müdahalelerde, karşı edim olarak verilmesi gereken tazminatın miktarı bakımından belirleyici olacaktır.

Sonuç olarak, Tazminat Komisyonun tapusu iptal edilen taşınmazlar için yapılmış başvurularda AİHM’in temel aldığı ölçütleri göz önünde bulundurması ve tapunun mahkeme kararıyla iptal edildiği tarihi değil, taşınmazın güncel piyasa değerini kendisine ölçü alması gerekmektedir. AİHM’de yukarıda anılan 7 Haziran 2016 tarihli kararlarında bu hususu özellikle vurgulamıştır. Aksi halde, vereceği tazminatlar başvurucuları tatmin etmeyeceği için bu kişilerin tekrar Ankara Bölge İdare Mahkemesi-AYM-AİHM yollarını kullanmalarına yol açacak ve sistem sistemik ihlal öbeklerini hızlı çözme işlevini gerçekleştiremeyecektir.

Tazminat Komisyonu Önündeki Süreçte Vekalet Ücreti

Tazminat Komisyonu sisteminin orijinal halinde vekalet ücreti verilmemekteydi. Avukatların ısrarlı talepleri de Komisyon tarafından yanıtsız bırakılmaktaydı.

Nihayet Barolar Birliği 2016 Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Bölümünün 17. maddesinde Tazminat Komisyonu önündeki takipler için maktu 1800 TL ücret öngörülmüştür. Ki bu ücret AYM bireysel başvuru usulündeki ücretle özdeştir.

Ancak Barolar Birliği Asgari Tarifesi’nce belirlen bu maktu vekalet ücreti, Bakanlar Kurulu’nun 2016/8509 sayılı Kararla Tazminat Komisyonunun yetkisini genişletmesinden önce belirlenmişti. Artık Komisyonda tipik bir tazminat davası konusu olan tapusu iptal edilen taşınmazları için de tazminat belirleneceğinden, kanımızca tazminat bedeli üzerinden nisbi vekalet ücretine de hükmedilmesi gerekmektedir.

Bu tip uyuşmazlıklarda AİHM’in yönlendirdiği ve tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumluluğu esasına dayanan tazminat davası açılırsa Yargıtay’ın içtihat değişikliği ve AİHM’in direkt tazminat davasına yönlendirmesi sebebiyle davanın kazanılacağı yüksek ihtimal olduğundan bunun karşılığında belirlenecek tazminat bedeli üzerinden nisbi vekalet ücretine de hükmedilecektir.

Bu da, başvurucuların (ve avukatlarının) Tazminat Komisyonuna başvuru yapmak yerine tazminat davası açma yolunu tercih edebileceklerini düşündürmektedir.

Tazminat Komisyonu Başvurusunun Avantajları

Tazminat Komisyonu başvurusu her türlü harçtan muaftır. Ayrıca, 6384 sayılı Kanun gereğince Tazminat Komisyonunun 9 ay içerisinde sonuçlanması gerekmektedir. Ankara Bölge İdare Mahkemesine itirazın da yine Kanun gereği 3 ay içerisinde sonuçlandırılması gerekmektedir.

Dava açmak yerine bu yolu tercih edenlerin zamandan ve masraftan oldukça tasarruf edecekleri öngörülebilir.

Tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumluluğu esasına dayanan tazminat davası, AİHM’den yönlendirilmişse kazanılacağı neredeyse kesin olmasına rağmen, uzun yıllar sürecektir. Hazinenin kararı temyiz edeceği de göz önünde bulundurulduğunda en az 5-6 yıllık bir yargılama süreci söz konusudur. Anılan tazminat davası için ayrıca nisbi harç da ödenecektir.

[1] Ayrıntılı bilgi için bkz. H. Burak Gemalmaz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Mülkiyet Hakkı, Beta Yay., İstanbul, 2009.

[2] Örneğin bkz. Köktepe v. Turkey, App. No. 35785/03,Judgment of 22 July 2008; Cin and others v. Turkey, App. No. 305/03, Judgment of 10 November 2009; Turgut and others v. Turkey, App. No.1411/03, Judgment of 8 July 2008; Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş. v. Turkey, App. No.45651/04, Judgment of 10 March 2009; N.A. andothers v. Turkey, App. No. 37451/97, Judgment of 11 October 2005; Abacı v. Turkey, App. No. 33431/02, Judgment of 7 October 2008; Terzioğlu and others v. Turkey, App. Nos. 16858/05, 23953/05, 34841/05, 37166/05, 19638/06 and 17654/0, Judgment of 16 December 2008.

[3] YHGK, E.2009/4-383, K.2009/517, T.18.11.2009; YHGK, E. 2010/4-349, K.20107318, T.16.06.2010

[4] Son örneklerden biri olarak bkz. 5 H.D.,E: 2013/28329; K: 2014/14914; T: 27.05.2014.

[5] Nazmiye Akman Başvurusu, No.  2013/1012, T.16.04.2013; Leyla Daimagüler ve Diğerleri Başvurusu, No.2012/1143, T.17/07/2014, para. 27 (RG: 16/10/2014, 29147); Suat Özen Başvurusu, No.2012/1144, Genel Kurul, T.08/04/2015, paras.10-24.

[6] YHGK, E.2009/4-383, K.2009/517, T.18.11.2009; YHGK, E. 2010/4-349, K.20107318, T.16.06.2010.

[7] Örneğin bkz. Aykaç ve diğer 201 kişinin Başvurusu v. Türkiye, No. 2089/05, 11 Aralık 2012; Mehmet Altunay c. Turquie, No. 42936/07, 17 Avril 2012; Dinç v. Turkey, No. 34098/05, Admissibility Decision of 13 November 2014.

[8] Anılan Kanun ve Bakanlar Kurulu kararlarının metinleri için bkz. Bülent Algan – Salim Işık, Ulusal İnsan Hakları Mekanizmaları Mevzuatı, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, sf: 315-323.

[9] Mehmet Yılmaz Savaşcın ve Diğerleri v. Turkey, App. No.15661/07, Admissibility Decision of 07 June 2016.

[10] Kemal Alemdar ve Diğerleri v. Turkey, App. No.9944/06, Admissibility Decision of 07 June 2016.

[11] Mahmut Paksoy ve Diğerleri v. Turkey, App. No.19474/10, Admissibility Decision of 07 June 2016

[12] Biz orman ve kıyı uyuşmazlıkları için iç hukukta giderim yolu olarak kurgulanan tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumluluğu esasına dayanan tazminat davasının da yeterli bir giderim sağlamadığı ve hukuki esasının kuvvetli olmadığı kanaatindeyiz. Ancak pratikte bu yol işlemektedir.

[13] Mehmet Yılmaz Savaşcın ve Diğerleri v. Turkey, App. No.15661/07, Admissibility Decision of 07 June 2016.

[14] Scordino v. Italy, No. 1, App. No. 36813/97, GC Judgment of 29 March 2006, para.96.

[15] Mülkiyet hakkının sınırlanmasında adil denge ilkesi için bkz. H. Burak Gemalmaz, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Açısından Mülkiyet Hakkının Sınırlanmasında ‘Adil Denge’ İlkesi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası Prof. Dr. İl Han Özay’a Armağan, Cilt: LXIX, Sayı:1-2, 2011, sf:347-371.

[16] Turgut and others v. Turkey, App. No.1411/03, Just Satisfaction Judgment of 13 October 2009.

[17] Ahmet Nuri Tan et autres v. Turkey, App. No. 18949/05, Judgment of 30 May 2011.

[18] Cin and others v. Turkey, App. No. 305/03, Judgment of 10 November 2009.

[19] Temel Conta Sanayi v. Turkey, App. No. 45651/04, Just Satisfaction Jugdment of 14 September 2010.

[20] Tuncay v. Turkey, App. No. 1250/02, Judgment of 12 December 2006.

[21] Tozkoparan and others v. Turkey, App. No.29128/03, Judgment of 10 July 2007.

[22] Hüseyin Ak and others v. Turkey, App. No.15523/04 – 15891/04, Judgment of 7 December 2010.

[23] Karakuş v. Turkey, App. No. 19467/07, Judgment of 14 April 2009.

[24] E.2015/55, K.2016/45, T.26/05/2016.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s