Uncategorized

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Usulünde Yeni Uygulanmaya Başlanacak Çok Önemli Bir Kabuledilemezlik Sebebi: Mağduriyetin Önemli Ölçüde Olması Koşulu

Posted on

Doç. Dr. H. Burak Gemalmaz

Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru usulünden yararlanabilmek için başvurucunun aynı zamanda iddia edilen insan hakları ihlalinin “mağduru” olması gerekmektedir. Her ne kadar Anayasa Madde 148 metninde açık bir hüküm bulunmamaktaysa da, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun (AYM Kanunu) 46 (1) hükmü “bireysel başvuru, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir” düzenlemesini getirmiş ve böylelikle bireysel başvuru hakkının kullanılması açısından “mağduriyet koşulu” yaratmıştır.

12/07/2012 tarihli Resmi Gazetede (S.28351) yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü (AYM İçtüzüğü) de başvuruculardan güncel ve kişisel bir haklarının kamu gücü tasarrufu neticesinde etkilendiğine ilişkin bilgilerin başvuru formunda yer alması gerektiğini amirdir.

Mağduriyet koşulu, AYM bireysel başvuru sisteminde standart olarak kullanılan ve çokça başvurunun daha ilk evrede reddedilmesine yol açan kabuledilemezlik ölçütlerinin başında gelmektedir.

AYM’nin önüne gelen bireysel başvurularda mağduriyet koşulu aramasında ilke olarak sorun yoksa da asıl 6216 sayılı AYM Kanununun 48 (2) Maddesi ek bir koşul getirerek bireysel başvuru usulünün etkililiğini tehlikeye atmıştır. AYM Kanunu madde 48 (2)’ye göre, “Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.” Böylelikle, altı çizili ibare bakımından mağduriyetin tek başına bir başvurunun kabuledilebilir bulunması için yeterli olmadığı, ayrıca söz konusu mağduriyetin “önemli bir zarar” ölçüsünde olması gerektiği anlaşılmaktadır. “Kıytırık” hak ihlallerini incelemekle zaman ve enerji kaybetmemek amacını güden bu değişiklik “hakim/hukuk önemsiz işlerle ilgilenmez” (De minimis non curat praetor) ilkesinden beslenmektedir.[1]

Yukarıdaki hükmün altı çizili ve vurgulu ilk cümlesi (“Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular”) doğrudan Protokol No. 14’le değişik Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 35’ten kötü bir dille kopyalanmıştır ve birçok açıdan sakıncalıdır. Birincisi, “önemli bir zarara uğramak” ifadesinin bulunduğu bu hükümde, hükmün esin kaynağı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Protokol No. 14’şe değişik 35. maddesinin lafzında bulunmayan terimler yer almaktadır. Protokol No. 14’le değişik AİHS Madde 35’te “önemli ölçüde dezavantaja uğramak” ifadesi yer almaktadır.[2] Bu ifadenin “önemli zarara uğramak” şeklindeki terminolojiden farkı ortadadır.

Üstelik Türk kanun koyucunun tercihi kendi içinde de çelişiktir. Kanun koyucu bir yandan AYM Kanunu Madde 46 (1)’de bireysel başvurudan hakkı doğrudan “etkilenenler” yararlanabilir ifadesini kullanmış, diğer yandan ise Madde 48 (2)’de bu usulü ancak hakkı “önemli derecede zarara uğrayanlar” kullanabilir anlamına gelecek bir düzenleme yapmıştır. Zira bir hak ihlalinden “etkilenme” ile “önemli zarara uğrama” ciddi bir fark bulunmaktadır. Kanun koyucunun “zarara uğrama” koşulunu getirmek istemesi halinde başvuru yapmayı esneten ve kolaylaştıran “etkilenme” ölçütünü kanuna eklememesi yerinde bir tercih olabilirdi.

Bu hatalı kanuni düzenleme, AİHS sisteminin doğru anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Protokol No. 14’ün kabul ve yürürlüğüne kadar AİHS metninde bireysel başvuru hakkının kullanılmasında mağduriyet koşulu için hiçbir zaman spesifik bir ölçüt bulunmamış, etkilenme ölçütünü Strasbourg organları geliştirmişti. Dolayısıyla Protokol No. 14’le getirilen ve Sözleşmeye eklenen “önemli ölçüde dezavantajlı bir durumdan muzdarip” olmak ölçütünün işlevi AİHM’in Sözleşme sistemi açısından önem arz etmeyen davaları incelemekten kaçınmasını sağlamaktır. Son yedi yıldır yürürlükte olan bu hüküm çerçevesinde AİHM içtihat üretmeye başlamıştır. Ancak önemle belirtmek gerekir ki, “önemli ölçüde dezavantajlı bir durumdan muzdarip” olmak ölçütü kapsamında üretilen içtihatlar çoğunlukla parayla ölçülebilen haklara ilişkindir. Diğer tür uyuşmazlıklarda bu ölçütün kullanılmasının esasları belirgin değildir.[3]

Ayrıca AİHS sistemine eklenen “önemli ölçüde dezavantajlı bir durumdan muzdarip” olmak” tek başına kullanılan bir ölçüt değildir. Buna ek olarak iki güvence hükmü getirilmiştir. Bu güvencelerin birincisi, zarar düşük bile olsa insan haklarına saygı gös­terilmesi koşuludur. Bu koşul sağlanmaz ise, zararın miktarının veya uyuşmazlığın ilkesel boyutunun bir önemi olmayacaktır. Düşük zararlı bir müdahale veya ilkesel olarak önem arz etmeyen bir mesele bile, insan haklarına saygı öyle gerektiriyorsa, esastan bir hükümle sona erdirilecektir. İkinci güvence ise, uyuşmazlığın esasının bir ulusal yargı yeri tarafından gereğince incelenmiş olması koşuludur. Başvurucu açısından düşük zararlı olsa dahi bu koşula uymayan ulusal yargılama süreçleri kabuledilemez bulunamaz.[4]

Oysa AİHS’dekine benzer güvenceler 6216 sayılı AYM Kanunu Madde 48 (2)’de görülmemektedir. Kanun koyucunun AYM’nin artacak olan iş yükünden ve iyi temellendirilmemiş başvurulardan çekinerek bu hükmü getirdiğini varsayacak olduğumuzda, AİHS sisteminde olduğu ve AİHM’in de uygulamaya başladığı gibi çeşitli güvenceler getirilmesi zorunluluğu karşımıza çıkmaktadır. Bu güvencelerin getirilmesi işi artık AYM’ye düşmektedir. Bu noktada AİHM içtihatları yol gösterici rol oynayacaktır.[5]

Bunun dışında 6216 sayılı AYM Kanunu Madde 48 (2) metninde “önemli bir zarar” ibaresinin tercih edilmesi de sorunludur. Zira hem insan hakları hukukunda hem de anayasa yargısında bireysel başvurunun öncelikli amacı bireylerin haklarından yararlanması olduğu için genellikle zarar koşulu aranmaz. Protokol No. 14’le değişik AİHS Madde 35 metni bile, “zarar” terimine yer vermekten kaçınmaktadır. İlla başvuruyu ağırlaştıracak bir koşul gerekiyorsa, AİHS’in tercihi olan “önemli ölçüde dezavantajlı bir durum” benzeri bir niteleme tercih edilebilirdi. Gerçi hangi terminoloji benimsenirse benimsensin, bu kavramların somut olaylara uygulanması güçlük arz etmektedir ki yukarıda değinildiği üzere AİHM bir süredir bununla uğraşmaktadır. Ancak dezavantajlı durumun zarar görme durumuna göre daha düşük bir eşik taşıdığı, dolayısıyla bireysel başvurular için daha az engel çıkaracağı ortadadır.

Anayasa Mahkemesi (AYM) bugüne dek, 6216 sayılı AYM Kanununun 48 (2) Maddesindeki sözü geçen “mağduriyetin önemli ölçüde olması” koşulunu hiçbir başvuruda uygulamamıştır. Ancak çok yakında AYM bu ek mağduriyet koşulunu işlevselleştirecek ve başvuruları bu açından da incelemeye alacaktır. “Mağduriyetin önemli derecede olması” koşulunun içinin nasıl doldurulacağı, unsurlarının hangi faktörler çerçevesinde belirleneceği ve nihayet somut uyuşmazlıklarda nasıl kullanılacağı hususlarında AYM’nin yol gösterici genel ilkeleri belirlemesi ve özellikle etkililik ilkesi temelinde bir perspektif geliştirmesinin gerekli olduğunu düşünmekteyiz.

Bu amaçla AİHM’in standartlarına yönelik daha önce yayımladığımız değerlendirmemiz aşağıda sunulmaktadır:

AİHM Yargısında Yeni Dönem

 

 

[1] Hukuk/hakim önemsiz işlerle ilgilenmez (De minimis non curat praetor) ilkesi özellikle modern rekabet hukukunda kullanılmaktadır. Bu ilkenin insan hakları hukukuna ithal edilmesi ve bireysel başvurularda bir kabuledilebilirlik ölçütü olarak kullanılmasına yönelik ciddi ilkesel eleştiriler mevcuttur. Bireysel başvuruları sistemden çıkarmak üzere kurgulanan ve “anayasal adalet” kisvesiyle sunulan bu ölçütün özünde insan hakları koruma sisteminde geri dönüşü mümkün olmayan bir deformasyon yaratacağı ileri sürülmektedir (bkz. Mehmet Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş, Legal Yay., Nisan 2010, 7. Baskı, sf:1041-1068 ve orada gösterilen eserler).

Ancak şu anda bu eleştirilerin pratik bir anlamı bulunmamaktadır. Anılan ilke bireysel başvuru usulünü düzenleyen hukuk metinlerine girmiş olup ilgili AİHM (ve yakında Anayasa Mahkemesi) gibi ilgili denetim organları tarafından uygulanmaktadır. Başvurucular açısından önemli olan, söz konusu kabuledilebilirlik ölçütünün somut başvurularda nasıl uygulanacağıdır.

[2]AİHS (md.35/3) hükmü şöyledir:

Madde 35 – (…)

  1. Mahkeme, Madde 34 çerçevesinde sunulmuş bulunan herhangi bir bireysel başvuru­nun kabul edilemez olduğunu şu hallerde açıklayacaktır:
  2. başvuru, Sözleşme ve onun Protokollerindeki hükümler ile bağdaşmaz, açıkça te­melsiz ya da bireysel başvuru hakkının bir kötüye kullanılması ol­duğu takdirde; ya da
  3. Sözleşme ve onun Protokollerinde tanımlandığı şekilde insan haklarına saygı gös­terilmesi bu başvurunun esasının incelemesini gerektiriyor olma­dıkça ve bir ulusal yargı yeri tarafından gereğince incelenmemiş bulunan hiçbir davanın bu temelde/gerekçeyle reddedilememesi saklı kalmak kay­dıyla, başvurucu önemli bir ölçüde dezavantajlı durumdan mustarip bu­lunmadığı takdirde.”

[3] H. Burak Gemalmaz, “AİHM Yargısında Yeni Dönem: Protokol No. 14’le Getirilen Yeni Kabuledilebilirlik Ölçütünün Uygulanmasına Eleştirel Bakış”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Yıl:31, Sayı:1, 2011, sf:209-242.

[4] Ayrıntılı bilgi ve içtihatlar için bkz. H. Burak Gemalmaz, a.g.m.

Henüz yürürlüğe girmeyen Ancak 15 No’lu Protokolle “uyuşmazlığın esasının bir ulusal yargı yeri tarafından gereğince incelenmiş olması” koşulu kaldırılacaktır.

[5] Anılan güvencelerin somut uyuşmazlıklarda nasıl işlevselleştirdiğine dair AİHM içtihatlarının çevirisi için bkz. H. Burak Gemalmaz, “AİHM’e Dava Açmayı Zorlaştıran Protokol No.14’ün Uygulandığı İlk Davalar: Ionescu ve Korolev Kararları”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt: 85, Sayı: 6, Kasım-Aralık 2011, sf:493-506.

Reklamlar

Anayasa Mahkemesine Yapılacak Bireysel Başvurularda Kullanılması Gereken Form-Uyulması Gereken Şekil Şartları

Posted on Updated on

Türk Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurular da şekil şartlarına tabidir. 12/07/2012 tarihli Resmi Gazete’de (S. 28351) yayımlanan AYM İçtüzüğü’nün ekinde bireysel Başvuru Formu yayımlanmıştır. İçtüzük m. 59/1’e göre başvurular bu Form kullanılarak yapılır.

Form doldurularak yapılacak başvuru Türkçe hazırlanmak zorundadır. İçtüzük m. 59/1, formun resmi dille hazırlanacağını ifade ederek dilekçelerin dilinin Türkçe olacağını belirlemiştir. Ancak Türk vatandaşlarının yanı sıra yabancılar da bireysel başvuru yapabilirler; yeter ki başvurunun konusu münhasıran Türk vatandaşlarına tanınmış haklardan olmasın.

Bu kapsamda, başvuru dilekçesi öz bilgi içerecek şekilde hazırlanmalı, gerekli bilgiler Formun ilgili yerlerine işlenmeli. Zaten Başvuru Formu, bu açıklamaların yapılmasını kolaylaştırmak üzere hazırlanmış. Bütün kısımlar için satır ve karakter sayısı belirlenmiştir. Formda ayrıca, derece yargı makamları veya idari makamlar önündeki girişimler hakkında ayrıca bilgi verilmesini sağlayan bir kısım da yer alıyor.

İçtüzük m. 59/2’ye göre, Başvuru Formunda aşağıdaki bilgilerin bulunması gerekmektedir. Form bu bilgilerin rahatlıkla verileceği şekilde tasarlanmıştır:

a) Başvurucunun adı, soyadı, vatandaşlık numarası, doğum tarihi ve yeri, uyruğu, cinsiyeti, mesleği ve adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi.

b) Başvurucu tüzel kişi ise unvanı, adresi ve tüzel kişiliği temsile yetkili kişinin kimlik bilgileri, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi.

c) Kanuni temsilcisi ya da avukatı varsa, kanuni temsilcisinin ya da avukatının adı, mesleği ve adresi, varsa telefon numarası ve elektronik posta adresi.

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

f) Başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamalar.

g) Başvuru yollarının tüketildiği veya başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih.

ğ) Başvuru mazeret nedeniyle süresi içinde yapılamamışsa buna dair açıklamalar.

h) Başvurucunun talepleri.

ı) Başvurucunun Mahkeme önünde devam eden bir başka başvurusu varsa numarası.

i) Varsa kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması talebi ve bunun gerekçeleri.

j) Kısa mesaj (SMS) veya elektronik posta yoluyla bilgilendirme yapılmasını isteyip istemediği.

k) Başvurucunun varsa avukatının ya da kanuni temsilcisinin imzaları.

İçtüzük m. 59/3 uyarınca Başvuru Formuna aşağıdaki belgelerin orijinalleri veya onaylı suretleri de eklenmelidir:

a) Kanuni temsilci veya avukat vasıtasıyla takip edilen başvurularda başvurucuyu temsile yetkili olduğuna dair belge.

b) Harcın ödendiğine dair belge.

c) Nüfus cüzdanı örneği, başvurucu yabancı ise geçerli kimlik belgesi.

ç) Tüzel kişilerde tüzel kişiliği temsile yetki belgesi.

d) Nihai karar ya da işlem tebliğ edilmişse tebellüğ belgesi.

e) Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri.

f) Tazminat talebi varsa uğranılan zarar ve buna ilişkin belgeler.

g) Başvuru süresinde yapılamamışsa varsa mazereti ispatlayan belgeler

Bu bilgilerin olduğu başvuru formu prensip olarak 10 sayfayı geçmemelidir. Eğer form 10 sayfayı geçecekse, maksimum 10 sayfalık bir özet eklenmelidir (İçtüzük Madde 60 (2)). İçtüzük düzenlemesi ile AYM’nin başvuruculara resmi sitesinde gösterdiği Form arasında uyumsuzluk var gibi gözükmektedir. Ancak önemli olan şekli değişmemiş olmakla birlikte İçtüzükteki bilgileri ve düzeni içeren maximum 10 sayfalık bir formun AYM’ye iletilmesidir. Zaten Formun doldurulması açısından hatalı başvuru yapıldığında AYM başvuruculara bu hatayı düzeltmesi için 15 gün süre tanımaktadır (İçtüzük md. 66(1)).

İçtüzük md. 59/3’de özellikle dikkati çeken husus, gerek kamusal makamların tasarrufları, gerekse de iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin bütün belgelerin dilekçeye eklenmesi gerekliliğidir. Belgeler tarih sırasına göre hazırlanıp dizi pusulasına bağlanmalı. Formda yer verilen bütün belgelerin ve ulusal mahkeme kararlarının asılları veya onaylı birer fotokopisi ek olarak sunulmalı.

Başvuru Dilekçesi belgelerin asıllarının ya da onaylı örneklerinin eklenmesi meselesi bireysel başvuru usulünün ilk evrelerinde uygulamada çok sorun çıkartmış ve başvuruculara/avukatlarına gereksiz aşırı külfet getirmişti. Ancak şu anda böyle bir sorun kalmamıştır. AYM zaten dosya safahatını UYAP üzerinden kendisi kontrol etmektedir.[1]

AYM bireysel başvuru usulü, UİHH’ndaki bireysel şikâyet başvurusu usullerinden farklı olarak harca tabidir (AYMUK m. 47/1, AYM İçtüzüğü m. 62/1). Bu harç 2017 yılı için 257,50 TL olarak belirlenmiştir. Başvuru harcının ödendiğini gösterir belge başvuru dilekçesine mutlaka eklenmelidir (AYM İçtüzüğü m. 59/3 (b)). Bu miktara pul ve posta masrafı da eklenecektir.

AYM İçtüzüğü m. 62/2, bu harcı ödeyemeyecek kişiler için adli yardım öngörmüştür. Adli yardıma ilişkin talepler, bireysel başvurunun kabuledilebilirliği hakkında karar verecek olan Bölüm veya Komisyonlar tarafından, adli yardıma ilişkin “genel hükümler”, yani 12.01.2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 334-340 doğrultusunda karara bağlanacaktır[2]. Bu hükümlere göre, adli yardım talebinin kabul edilebilmesi için başvurucunun kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken yargılama giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olması ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmaması gerekmektedir[3].

Başvuru formu hazırlanmasının esasına ilişkin en önemli husus, ihlal iddiasına konu olan kamusal tasarrufların doğru ve belgeli şekilde aktarılmasıyla bu tasarrufların hangi hakları hangi gerekçelerle ihlal ettiğinin temellendirilmesidir. Bu noktada, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları dayanak olarak kullanılmalıdır.

AYM bir kararında, “Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda başvurucuların başvurularını takip etme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvuru formu titizlikle doldurulmalı, ihlal iddiasının dayanağı olan tüm olaylar gösterilmeli, başvuruyu aydınlatacak ve hükmün esasını etkileyecek argümanları destekleyici tüm belgeler başvuru dilekçesine eklenmelidir. Şayet bir belge elde edilememişse, bunun da nedenleri açıklanmalıdır. Somut başvuruda başvurucu bu koşulları yerine getirmeyerek iddialarını temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır” diyerek, ilgili başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.[4]

Bu koşullara uygun bir başvuru, şikayetin AYM’ce incelenebilmesi için şart. Ama bir başvurunun bu koşullara uygun yapılması, kabuledilebilir bulunduğu/bulunacağı ve kabuledilebilir bulunursa zorunlulukla ihlal kararı verileceği anlamına gelmemektedir.

AYM’ye geçerli bireysel başvuru yapılabilmesi için aranan bu sıkı şekil şartları ulusal mahkemeler önündeki dilekçe hazırlanması ve sunulmasından farklı nitelikte olduğundan, uygulayıcıların başvuru dilekçelerini oldukça özenli hazırlamasını gerektiriyor.

Form Adobe’nin güncel programıyla açılabiliyor ve doldurulabiliyor.

En yeni AYM formu:

http://www.anayasa.gov.tr/files/bireyselbasvuru/b_b.pdf

AYM tarafından hazırlanan Bireysel Başvuru Formu doldurma Kılavuzuna da buradan ulaşılabilir:

http://www.anayasa.gov.tr/files/bireyselbasvuru/basvuru_kilavuzu.pdf

[1] Başvurucuların/avukatlarının yanıltıcı beyanda bulunduğu hallerde başvuru hakkının kötüye kullanıldığına karar verilmekte ve 2000’liraya kadar idari para cezasına hükmedilmektedir (6216 sayılı AYM Kanunu Madde 51). AYM UYAP üzerinden yaptığı kontrollerde bu tip birkaç başvuru yakalamış ve idari para cezalarına hükmetmiştir ( AYM, B. No:2013/7087, T:18/09/2014; B.No:2013/1013, T:02/07/2015; B.No:2013/6140, T:05/11/2014).

[2] AYM, B. No: 2012/1181, T: 17.09.2013, para. 22.

[3] AYM, B. No: 2012/1181, T: 17.09.2013, para. 23.

[4] AYM, B. No: 2013/276, T: 09.01.2014, para. 26-27.

Brannigan ve McBride Vakası-Olağanüstü Rejimde Gözaltı Meselesi Hakkında Öncü Bir AİHM Kararı

Posted on Updated on

Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde AİHM’in özellikle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı başta olmak üzere AİHS’de yer alan hakların askıya alınması meselesine yaklaşımı konusunda öncü ve ünlü bir kararın analizi aşağıdaki linkte bulunmaktadır.

AİHM bu konudaki standartlarını geliştirmiş ve bireyler lehine iyileştirmiştir. AİHM’in güncel standartları için http://www.echr.coe.int/Documents/FS_Derogation_ENG.pdf

Bununla birlikte, AİHM’in konuya yaklaşımı halen temel özelliklerini koruduğundan, yaklaşımın anlaşılması bakımından aşağıdaki makalenin faydalı olacağı umulmaktadır.

Brannigan ve McBride v. B. Krallık

OLAĞANÜSTÜ REJİMİN GENEL MEŞRULUK KOŞULLARI

Posted on Updated on

 Olağanüstü Rejimin Genel Meşruluk Koşulları

Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü Rejim Standartları, Güncelleştirilmiş ve Genişletilmiş 2. Bası, İstanbul, Beta, 1994, sf:225-232

a) Olağanüstü Rejim İstisnadır

İstisnailik, olağan, mutad, normal, sıradan, alışılagelmiş olandan farklılık anlamını taşımaktadır. Olağan rejim kural, olağanüstü rejim istisnadır.

O halde, istisnai olan olağanüstü rejim, bir kez, olgusal temelinde sıradışılığı gerektirmektedir. Bunun anlamı, olağan sayılabilecek olayların, bu rejime geçiş için yeterli olmadığıdır. Bunun önemi, özellikle günümüz modern toplumlarında bir dizi ciddi nitelikli ve çoğu toplumsal tabanlı, sıklıkla karşılaşılanlardan farklı çaptaki olayların daha çok görülmesi bağlamında anlaşılmaktadır. Demokratik toplum modelleri baz alındığında, bu tür olayların aslında, demokratik düzenin çok sayıdaki değişik erk odakları arasında sürekli bir gerilimi içermesiyle bütünleştiği saptanmaktadır. Sonuç olarak, bu tür olaylar, olağan önlemlerle aşılamayacak boyutta bir tehlike yaratmadığı sürece, istisnai rejime geçmeyi haklı kılmaz.

Yazının devamını oku »

TERÖRLE MÜCADELEDE İNSAN HAKLARI

Posted on Updated on

Aşağıda linki verilen uzun metin terörle mücadele esnasında temel hak ve özgürlüklerin tabi olduğu hukuki rejimi mevcut bütün insan hakları denetim organlarının içtihatları temelinde özetlemektedir. Söz konusu metin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komisyonerliği tarafından hazırlanmıştır ve Dr. İzzet Mert Ertan tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

Dr. İzzet Mert Ertan’ın çevirisinin altında verilen referans internet sitesi zaman içerisinde güncellenmiştir. BM Milletler İnsan Hakları Yüksek Komisyonerliği tarafından hazırlanan aynı raporun son versiyonu şuradadır: http://www.ohchr.org/Documents/Publications/Factsheet32EN.pdf

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kendi içtihadi birikimini yansıtan benzer bir kısa derlemeye de AİHM’in sitesinden ulaşılabilir (muhtemelen Türkçeye de çevrilmiştir): http://www.echr.coe.int/Documents/FS_Terrorism_ENG.pdf

Dr. Mert Ertan’ın çevirdiği derleme: TERÖRLE MÜCADELEDE İNSAN HAKLARI

İnsan Hakları Hukuku Açısından Biber Gazı ve Hekimlerin Rolü

Posted on Updated on

Gösteri/Eylem Özgürlüğünün Kullanılmasına Biber Gazıyla Müdahale Edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Uygunluğu ve Hekimlerin Rolü

Doç. Dr. H. Burak GEMALMAZ*

Türkiye’de geniş kitlelerin dikkatine Gezi Parkı olayları vesilesiyle gelse de, aslında gösteri/eylem özgürlüğü hemen hemen bütün insan hakları bildiri ve sözleşmelerinde kendine yer bulan en temel haklardan biridir.  İfade özgürlünün yansıması, onun spesifik bir biçimi olarak de değerlendirilebilecek gösteri/eylem özgürlüğü çeşitli insan hakları denetim organlarının kararlarına da sıkça konu olmaktadır.

Türk hukuk düzeninde toplantı ve gösteri yürüyüşü 06/10/1983 tarih ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunuyla düzenlenmiştir. Ulusal mevzuat ve doktrinde bu hak özelinde genellikle kullanılan terim ise, “toplanma özgürlüğü” değil, “toplantı ve gösteri yürüyüşü”dür.

Toplanma kavramı bireylerin bir fikir veya amacı açıklamak için kapalı veya halka açık yerlerde toplantı, gösteri ve yürüyüş gibi hangi şekil altında olursa olsun bir araya gelmeleri demektir.[1] Bu açıdan bakıldığında kapsam alanı son derece geniş bir hakla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

Yazının devamını oku »