İnsan Hakları Komitesi

ÇOCUĞUN KENDİ GÖRÜŞLERİ DOĞRULTUSUNDA EĞİTİMİNİ BELİRLEME HAKKI

Posted on Updated on

Geçen hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) din derslerinin zorunlu tutulmasının Alevi inancı benimseyen ebeveynlerin çocukları açısından eğitim hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar verdi (Mansur Yalçın ve diğerleri kararı, App. No. 21163/11, 16/09/2014). Aslında bu karar AİHM’in bu yöndeki ilk kararı değil. Daha önce de Hasan ve Eylem Zengin başvurusunda benzer yönde karar vermişti (Hasan ve Eylem Zengin kararı, App. No.1448/04, 09/10/2007). Bu kararların temel dayanak noktası, çocukların ana babalarının felsefi ve dini/vicdani kanaatleri doğrultusunda eğitilme hakkına müdahale edilmemesidir ve bu nokta hak olarak düzenlenmiştir. AİHM’in zorunlu din eğitimiyle ilgili kararları, eleştiriye açık yönleri olmakla birlikte, iyi kötü temellendirilmiş ve belirli bir istikrara kavuşturulmuş durumda.

Ancak kanımca daha önemli olan mesele, çocukların ana babalarına karşı eğitimlerinin tür ve niteliğini seçip seçemeyeceği tartışmasında odaklaşmaktadır. Mevcut düzenleme ve AİHM kararları, çocukların kararların ebeveynlerinkiyle çatışmadığı haller için geçerlidir ve üstelik paternalist öğelerle bezelidir. Asıl mesele, çocukların ebeveynlerine karşı özgürleşmesi/özgürleştirilmesidir. Aşağıdaki linkte, bu özgürleşme/özgürleştirmenin pozitif hukuk çerçevesinde temellendirilmesine yönelik bir deneme yer almaktadır. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Çocuğun Kendi Görüşleri Doğrultusunda Eğitimini Belirleme Hakkı” başlıklı makale, Prof. Dr. Mehmet Akad’a Armağan, ed. Bihterin Dinçkol vd., Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Der Yayınları, 2012, sf.433-465’de yayımlanmıştır.

 

AİHS Çerçevesinde Çocuğun Kendi Görüşleri Doğrultusunda Eğitimini Belirleme Hakkı

 

 

Reklamlar

Yerel Seçim ve Hukuk

Posted on Updated on

SEÇİME HİLE KARIŞTIĞI İDDİALARININ YARGISAL DENETİMİ: ANAYASA MAHKEMESİ, AİHM VE İNSAN HAKLARI KOMİTESİ SÜREÇLERİ[1]

Doç. Dr. H. Burak Gemalmaz

2014 yerel seçimlerinin Türkiye özelinde birçok açıdan ilkler içerdiğine şüphe yok. Toplumsal kutuplaşmanın had safhaya vardığı bu evrede, geçtiğimiz Pazar günü yapılan ve hala da tamamlanamayan yerel seçimlerin olağan anlamının çok ötesine geçtiği açık. Katılımın rekor seviyede olmasını da bu durumun ayrı bir göstergesi olarak değerlendirebiliriz.

Halkın 2014 yerel seçimlerine olan ilgisi sadece oy vermekten ibaret değil. Temkinli dahi konuşsak, herhangi bir partiyle doğrudan ilgisi olmayan sivil toplumun seçim/sayım sürecine bu derece örgütlü ve aktif katılımının Türk seçim tarihinde bir başka örneğinin olmadığını söyleyebiliriz.

Oy vermenin ötesinde bir aktivizm içeren bu katılım neticesinde, 2014 yerel seçimleri hata ve hile iddialarının en çok görüldüğü seçim oldu. Bazı il ve ilçelerdeki oylar tekrar sayıldı, tutanaklarla karşılaştırıldı, bazı yerlerde belediye başkanlıklarını kazananlar değişti. Üstelik bazı illerdeki hukuki süreç halen bitmiş değil.

Seçim sürecinde, özellikle oy sayımında hata ve/veya hile yapıldığı iddiaları, meseleyi hukuk alanına çekiyor. Gerçi Türkiye’de hukuktan bahsetmek bu aralar biraz komik kaçabilir ama her şeyin olduğu gibi seçimlerin de tabi olduğu hukuki bir rejim bulunmakta. Anayasa hükümleri dışında Türkiye’de seçimlerinin birkaç ana kanunla düzenlendiğini söylemek mümkün.

Yazının devamını oku »